MÜZELER & TARİHİ YERLER

Bodrum Kalesi & Su Altı Müzesi

Bodrum’un 1402’de Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilişinden hemen sonra yapımına başlanan Bodrum Kalesi, iki liman arasında, üç taraf denizle çevrili, kayalık bir alan üzerine kurulmuştur. Antik çağda önce ada olan bu alan sonraları kente bağlanarak yarımada durumuna gelmiştir. Kalenin ilk duvarlarını Alman Mimar Heinrich Sclegelhold (1415-1437) yapmış, onu izleyen yıllarda ise kale yenilenmiştir. Halikarnassos’ta bir deprem sonucunda yıkılan Maussollos’un mezar anıtının taş blokları, heykelleri, kabartmaları, mimari parçaları bu kalenin yapımında kullanılmıştır.

Bodrum Kalesi’nde Rodos Şövalyeleri 1 Ocak 1523 yılına kadar burada hüküm sürmüş, bu tarihten sonra da Kanuni Sultan Süleyman’ın komutanlarından Parlak Mustafa Paşa tarafından teslim alınmıştır.

İç kaleye yedi kapı geçilerek ulaşılır. Bunlardan birinci kapı kalenin kuzeybatı köşesindedir. Karakol yanından bir rampa ile çıkılan bu kapı meyilli yolun arkasında kalmaktadır. Böylece herhangi bir saldırıda kapı, top atışlarına karşı korunaklı hale getirilmiştir. Kapının mermer lentosu üzerine Grekçe bir yazıt yerleştirilmiştir. Bu yazıtta 1512-1513 yıllarında kalede komutanlık yapan Jacques Gatineau’nun kalede casusluk edeceklerin cezalandırılacağı belirtilmiştir. Bu kapıdan Kuzey Hendeği diye isimlendirilen bir bölüme geçilmektedir. Kapının iç tarafında üçlü bir arma grubu bulunmaktadır. Bu armalar Haçlı Seferleri sırasında Avrupalıların kullandığı motif ve işaretlerdir. İç kalede Şapel’in altı dâhil olmak üzere toplamda 14 sarnıç vardır. Kale koruganı, çiftli duvarlar arası su hendeği, asma köprü, kontrol kulesi, II. Mahmut tuğrası iç kalenin göze çarpan yerlerindendir. Gezi boyunca karşılaşılan farklı kalıntılar, buranın hemen her dönem iskân gördüğünün kanıtıdır.

Burada yaşayan Saint Jean Şövalyeleri deniz yönünden gelecek bir hücuma karşı kendilerini güçlü kılmak için kara yönünü çift taraflı kalın duvarlarla takviye etmişlerdir. Kaledeki son değişikliği de Grand Master Pierre d’Aubusson 1476-1503’te yapmıştır. Kareye yakın bir plân düzeninde olan ve yaklaşık 180×185 ölçüsündeki kalenin içinde, değişik ülke adları verilmiş kuleler bulunmaktadır. Kalenin en yüksek yeri deniz seviyesinden 47.50 m. yükseklikteki Fransız Kulesi’dir. Bu kulenin yanı sıra, 1480’de John Candali İngiliz Kulesi’ni, Angelo Musvettola 1436’da İtalyan Kulesi’ni yapmış, onları Alman Kulesi ve Yılanlı Kule izlemiştir. Alman ve Yunan Kuleleri’nin bulunduğu avluya birkaç basamakla çıkıldığında, sağ taraftaki iki yüksek kule, İtalyan ve Fransız Kuleleri’dir. Bu kulelerin bulunduğu alana, gotik tarz kaburgalı bir tonozdan geçilir. Burası, Bodrum'un İstanköy' e kadar görülebileceği, en güzel manzaraya sahip köşedir. Kaburgalı tonoz geçildiğinde, kırk yaşlarında öldüğü sanılan -M.Ö.379’dan önce doğmuş, 330larda ölmüş olduğu sanılan- Karyalı Prenses, altın taç ve kıymetli takılar içinde uçuşan etekleriyle ziyaretçileri karşılamaktadır.

Karyalı Prenses’in şölen evinden çıkılıp sola dönerek merdivenlerden bir Ortaçağ bahçesi gibi düzenlenmiş çiçekleriyle İngiliz Kulesi’nin önündeki avluya çıkılmaktadır. Bu kule içinde, Ortaçağ duygusunu fazlasıyla yaşatmaktadır. İngiliz Kulesi’nden çıktıktan sonra batıya doğru gidildiğinde karşılaşılan Kule Alman Kulesi’dir. İngiliz Kulesi gibi Ortaçağ şövalye yaşamını anımsatacak şekilde düzenlenmiştir. Yılanlı Kule, doğum, yaşam ve ölüm üçlemesini anlatan bir salondur. 

Alman Kulesi’nin arkasından sola dönüp Osmanlı Dönemi’ne ait tuvaletleri geçtikten sonra Ortaçağ vahşetinin tüm detaylarına şahit olunabilecek zindan (İşkence Odası) yer almaktadır. Manzarayla iç içe olan dönüş yolunda,  Alman Kulesi’nin hemen yanındaki kafeteryada küçük bir mola verilebilir ya da çiçeklerin arasından Şapel’in bulunduğu yere kadar yürünüp daha sonra arka bahçeye geçilebilir. Ağaçların üzerinde asılı duran tüm levhalar, mitoloji dünyasına yolculuk hissi vermektedir. Kalenin kuzeybatısında, birinci kapının bulunduğu kısımda, festivallerin, konserlerin yapıldığı ve tiyatro oyunlarının oynandığı geniş bir alan ve ikinci kapının hemen yanında, bir zamanlar top korugan olarak kullanılmış, şimdi Bodrumlu sanatseverlere hizmet veren sanat galerisi vardır. 

Bodrum Kalesi’nin duvarlarında üzerinde haçlar, düz veya yatay bantlar, ejder ve aslan figürleri bulunan 249 arma bulunmaktadır. Armalar, kulelerin savaş stratejisinin gelişmesiyle, yapılan eklentilerin ve onarımların yapıldıkları tarihlerin anlaşılmasına yardmcı olan bir imza gibidir.

İç kalede gezip görülen hemen her şey misafirlerini karşılayan tavus kuşları, güvercinleri, firavun tavukları yanında renk renk begonvilleri, karanfilleri, çeşitli kaktüsleri, çam, gölge ağacı, Akdeniz iklimine uygun her türlü çiçek ve ağaçlarıyla doğal bir parka girilmiş izlenimi vermektedir. İç kalede, dut ağacının gölgesinde dinlenen Şapel, Gotik tarzdadır ve kalenin en güzel yapısıdır. Şapelin hemen sağında bulunan Türk Hamamı gezildikten sonra, Şapel’in solundaki yoldan yukarı doğru yürünerek varılan yapı ada etrafından çıkarılan amforaların sergilendiği cam sergi salonudur. Bu salonda, M.Ö. 14. yüzyıl ile, M.S 11. yüzyıl arasına tarihlendirilen sualtı ve toprak altı cam objeler ışıklarıyla bir renk cümbüşü sunmaktadır. Cam Salonu’nda 1:20 ölçeğinde yapılmış olan akvaryum, sualtı çalışmalarının nasıl gerçekleştirildiğini gösterir.

Cam Salonu’ndaki çıkıldığında görülen olan dikdörtgen görüntülü taş yapı, 11.yüzyıl Serçe Limanı Cam Batığı’nın sergilendiği salondur. Bu yapının önündeki duvar kalıntıları (M.Ö.4.yy.), Mausolos'un sarayının temelleri sanılmaktadır. Serçe Limanı Batığı’nın sergilendiği salondan çıkıp sağ tarafa döndüğünüzde gördüğünüz su sarnıcı Mausolos dönemine aittir.

Bodrum Kalesi 1964’te Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi adı ile ziyarete açılmıştır. Sualtı arkeoloji ve araştırmalarında ele geçen eserlerin oluşturduğu zengin bir müzedir. M.Ö.4. ve 3.yüzyıllara tarihlendirilen Knidos, Rodos, İstanköy amforaları, Serçe Limanı kazısında çıkarılan Bizans Batığı (M.S. XI.yüzyıl), Loryma antik kenti yakınlarında bulunan cam batığı (M.S.XI.yüzyıl), Yassıada Batıkları (M.Ö.XIV-M.S.XI.yüzyıl), M.S.VII.yüzyıl batığı, sikke ve mücevher örnekleri, Geç Miken devri eserleri ile camlar müzedeki belli başlı eserlerdir. Ayrıca, 33.5 dönüm genişliğindeki bir arazi üzerine kurulmuş olan kalede açık mekanlarda da birçok eser sergilenmektedir.

Müze, 1995 yılında Avrupa'da ‘Yılın Müzesi Yarışması’nda "Özel Övgü" ödülünü almıştır.

Bodrum Müzesi'nin tüm bölümleri Pazartesi günleri kapalıdır.

* Kale’yi 65 Yaş Üstü ve 18 Yaş altı misafirler ücretsiz gezebilirler.

Telefon                   : +90 (252) 316 25 16
Ziyaret Saatleri        : 09.00 -19:00
Açılış                     : 10:00   Kapanış: 16:00

Karyalı Prenses Salonu 
10.00-12.00, 14.00-16.00 (Salı/Çarşamba/Perşembe/Cuma) 

Uluburun Batığı
09.00-12.00, 14.00- 16:00
 

Müze günümüzde kendi türünün en önemli ve büyük müzelerindendir. Sadece sergileme salonlarının özel tasarımları ile değil, bahçesinde, antik dönemden beri yörede sevilen bitkiler ve kuşlardan oluşan doğal dokusuyla da ziyaretçilerini yapıldığı yılların atmosferinde gezdirir
Karşınıza çıkan iç kaledeki şapelde  MS. 7. Yüzyılla tarihlenen Doğu Roma Batığı’nın birebir ölçekteki kesiti sergilenir.
Şapelin yanındaki rampadan yukarı doğru yürürseniz Cam Salonu’yla karşılaşırsınız. Cam Salonu; MÖ 14 ile MS 11. Yüzyıllar arasında tarihlenmiş su ve toprakaltı cam objeler sergilenir. Sunumları özgün ve ilgi çekicidir. Aynı salonda sualtı kazılarının nasıl yapıldığını anlatan bir makette mutlaka ilginizi çekecektir.

.

 

MAUSELEION (MAVSOLOS)

Dünya’nın Yedi Harikası’ndan biri olarak kabul edilen, Kral Mausolos adına karısı ve kız kardeşi Artemisia tarafından (tahmini M.Ö.355 yılında) Halikarnassos'da yaptırılmış, kolonlarıyla Yunan mimarisini, piramit şeklindeki çatısıyla da Mısır mimarisini birleştiren, oldukça büyük boyutlardaki anıt mezardır. Bu özelliklerinden dolayı bu dönemden sonra yapılan,  aynı stildeki tüm anıt mezarlara yapılara “mozole” denmiştir.

Mozole alanı bugün açık hava müzesi olarak düzenlenmiştir. İçeri girildiğinde sağda Bodrum tipi bir ev görülmektedir. Solda görülen uzun yapı içinde Mausoleion'la ilgili kabartmalar, maket ve

bazı çizimlerle yapıya ait mimari parçalar sergilenmektedir.

Mozolenin yükseldiği yer bugün bir çukur olarak görülür. Bu çukurun ne olduğunu anlamak için öncelikle kapalı sergi salonunun gezilmesi gerekir. Taban ölçüleri 32x38metre boyutlarındaki Mausoleion, bir zamanlar uzun kenarı 242,5metre, kısa kenarı 105metre olan geniş bir alanın kuzeydoğu köşesinde yükselmekteydi.

Antik yazarların anlattıklarına göre Mausoleion, dört bölümden oluşmaktadır. En altta yüksek bir kaide (podyum); onun üzerinde kenarlarında 11,, kısa kenarlarında 9 olmak üzere toplam 36 İon sütunlu tapınak şeklinde bir bölüm vardır; onun da üzerinde 24 basamaklı piramit şekilli bir çatı ve en tepede dört atın çektiği araba içinde Mausolos ve Artemisia'nın heykelleri yer almaktadır.

Anıtın yüksekliği konusunda Latin yazarı Plinius bilgi vermektedir; yüksekliği 180 İon ayağıdır, bu da yaklaşık 55 metredir. Sergi salonundaki makette bu ölçü esas alınmıştır.

Antik yazarlar yapının mimarının Pytheos olduğunu kaydetmektedir. Ayrıca Satyros'un adı da geçmektedir. Vitruvius, milattan önce 4.yüzyılın en önemli dört heykeltıraşının bu yapıda çalıştığını kaydetmiştir. Doğuda Skopas, batıda Leokhares, kuzeyde Bryaksis, güneyde Timotheos çalışmıştır. Bryaksis, Karyalı bir sanatçıdır. Diğer sanatçılar Yunanistan'dan getirilmiştir. Dört atlı arabayı Mimar Pytheos'un yaptığı söylenmektedir.

Karya satrabı Mausolos, kendi yönetimi zamanında muhtemelen milattan önce 355'te yapıya başlamıştır. Onun ölümünden sonra (M.Ö.353) karısı, aynı zamanda kız kardeşi Artemeisia anıtın yapımını sürdürmüş; onun da ölümünden sonra (M.Ö.351) Mausolos'un diğer kardeşleri inşaata devam etmişlerdir. Muhtemelen, inşaat, M.Ö.340'da Piksodaros ile Ada arasındaki satraplık mücadelesi sırasında yarım bırakılmıştır.

Anıtı son ayakta görenlerden biri, milattan sonra 12. yüzyılda yaşamış Piskopos Eustathios'tur. Bu anıtının 1500 yıl ayakta kaldığını göstermektedir. Bu tarihten sonra anıtın bir deprem sonucu yıkıldığı sanılmaktadır. 1402'de Saint Jean şövalyeleri Bodrum'a geldiklerinde anıtı yıkık olarak görmüşlerdir. Şövalyeler anıtı taş ocağı olarak kullanmışlar hemen tüm taşlarını sökerek Bodrum Kalesi'ni yapmışlardır. İlk tahribat şövalyeler tarafından 1494'te yapılmıştır. Çukurun en derin yerinde bulunan asıl mezar odası o çağda şövalyeler tarafından bulunamadığı için, yok olmaktan kurtulmuştur. 1522 yılında Saint Jean şövalyeleri kalelerini güçlendirmek istemişler ve çevrede kale yapımında kullanılmak üzere eski yapı taşları aramışlardır. Mausoleion, son tahribata bu tarihlerde uğramıştır. Kalenin güçlendirilmesinde görev alan şövalyelerden de La Touret mezar anıtının tahribini hatırasına yazmıştır. Günümüzde kiremit bir çatı altında kısmen korunmaya çalışılan 12 basamaklı merdiveni nasıl bulduklarını, mezar odasına giden koridorun iki yanındaki heykelleri ve kabartmaları nasıl önce hayranlıkla seyredip sonra da parçaladıklarını anlatmaktadır. Tam mezar odasına girecekleri zaman paydos borusunun çaldığını; asıl odaya girmeden kaleye döndüklerini, ertesi gün geldiklerinde ise mezar odasının açıldığını, her yerde parçalanmış halde kıymetli kumaşlar ve altın ziynet eşyaları gördüklerini yazmıştır.

Bugün mezar odasının girişini kapatan iki tonluk dikdörtgen bloklardan biri koridorun içinde görülmektedir. İngiliz araştırmacı Newton 1856-1857 yıllarında burada yaptığı kazı sırasında taş bloğu orijinal yerine yerleştirmiştir. Kazı sırasında bulduğu kabartmaları, Mausolos ve Artemisia'nın heykellerini, dört atlı arabanın parçalarını ise British Museum'a teslim etmiştir.

Daha önce Lord Stratford Canning (Türkiye'de bulunan İngiltere Büyükelçisi), 1846 yılında Bodrum Kalesi'nin duvarlarında görülen Mausoleion kabartmalarını da Padişah Abdülmecit'ten aldığı izinle Londra'ya götürmüştür. Bugün yarı kapalı sergi salonunda, geçen yüzyıl buradan götürülen kabartmaların ne yazık ki alçı kopyaları sergilenmektedir.

Açık hava müzesinin doğu bahçe duvarının sağ köşesine yakın bir yerde bulunan kapıdan dışarı çıkıldığında Mausoleion mezar anıtının kutsal alanı çevreleyen peribolos duvarının bir kısmı görülmektedir.

Müze binası kapalı ve yarı açık olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Kapalı bölümündeki topografik harita ve Mausoleion maketi burayı gezenlere yapıyı ve şehri daha iyi bir şekilde tanıtmaktadır.

Telefon                   : +90 (252) 316 12 19 
Ziyaret Saatleri        : 10.00 - 16.00

37°2'16"N   27°25'26"E

Antik Tiyatro

Bodrum Antik Tiyatrosu’nun kazısı ve restorasyonu 1976-1985 seneleri arasında Prof.Dr.Ümit SERDAROĞLU tarafından yapılmıştır. Tiyatronun restore edilmesine destek vermek için Zeki Müren Bodrum’da konser vermiştir. Çevre yolunun hemen üstünde olması nedeni ile ulaşımı çok kolaydır.  2002-2003 yıllarında Turkcell-Ericsson tarafından restore edildikten sonra,  Bodrum ile özdeşleşen Yıldızlı Geceler olarak bilinen açık hava konserlerine ev sahipliği yapmakta, yaklaşık 3000-3500 kişiyi ağırlamaktadır.

Klasik çağdaki Bodrum'dan günümüze ulaşabilen tek yapı olan Antik Tiyatro'dur. Bodrum'un ortasındaki Göktepe dağının güney eteklerindeki bu tiyatro, Anadolu'nun en eski tiyatrolarından biridir. 1960'larda bir grup Türk tarafından restore edilen bu tiyatro, günümüzde de Bodrum'daki bir çok festivale sahne olmaktadır. Tiyatro'yu görmeye gelen turistler orada öylece oturup, limandan çıkan ve limana yanaşan tekneleri izlerlerken, o keyifli saatlerin nasıl da geçiverdiğini farketmezler. Tiyatronun ilginç nitelikleri arasında, oyunlardan önce Dionysos  uğruna kurbanların kesildiği sunağı ve bazı koltukların arasındaki, belki de gölgelik olarak kullanılmış olabilecek delikleri sıralayabiliriz. Her koltuk arasında 40 cm.'lik bir mesafe bırakılmış olan tiyatro 13.000 kişi kapasitelidir.

M.Ö.4.yüzyılda Kral Mausolos döneminde inşa edilen Bodrum Antik Tiyatrosu yamaca dayalı ve at nalı şeklinde olup antik tiyatroların Türkiye’deki en eski ve en güzel örneklerinden biridir. Daha sonra M.S.2.yüzyılda Romalılar zamanında şimdiki halini almıştır. Tiyatro, antik geleneğe uygun olarak, Göktepe'nin güney yamacına, oturma kademeleri yumuşak ana kayaya oyulmak suretiyle inşa edilmiştir. Hemen her tiyatroda olduğu gibi Bodrum Tiyatrosu da skene (sahne binası), orkestra (yarım yuvarlak), cavea (oturma alanı) olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır. 

Oturma alanı ortadan geçen diazoma ile iki bölüme ayrılmıştır. Oturma alanının alt bölümü oldukça sağlam bir şekilde korunmuştur. Burası 12 radyal merdivenle 11 parçadan oluşmaktadır. Basamakların bazılarının üzerinde  muhtemelen o çağda tiyatroya yardım eden kişilerin adları görülür. Yine basamaklar  üzerinde raslanan bazı yuvarlak ve dikdörtgen deliklerin güneşten korunmak amacı ile konulan gölgeliklerin ayaklarının sokulduğu yerler olduğu sanılmaktadır.  Oturma alanının alt bölümünde 30 oturma sırası vardır.  Üst bölüm çok tahrip olduğundan oturma sıralarının büyük bir kısmı yok olmuştur. Alt bölümde de muhtemelen 25 oturma sırası olduğu düşünülmektedir.  Her seyirci için ortalama 40 cm.lik bir oturma alanı ayrıldığı göz önüne alındığunda, toplam kapasitenin yaklaşık 13bin kişilik olduğu hesaplanmaktadır. 

Orkestra yarım yuvarlaktan daha büyük olup at nalı formundadır. Alttaki oturma kademelerinin hemen önünde, oyunlar başlamadan önce Antik çağların Şarap ve Tiyatro Tanrısı Dionysos için kurbanlar kesilen dikdörtgen bir sunak bulunmaktadır.  Sunakla oturma kademeleri arasında bulunan iki korkuluk sırası levhalarının birkaç parçası günümüze kadar korunabilmiştir. 

M.S. III. yüzyılda Doğu Roma'da da gladyatör ve vahşi hayvan döğüşlerine ilgi artınca, orkestranın bu bölümüne seyircileri vahşi hayvanların hücumundan korumak amacıyla bu korkuluklar yapılmıştır. Orkestra alanınındaki yarım yuvarlağın tabanının mermerle kaplandığı sanılmaktadır.  Sahne binası ile oturma alanı arasındaki açık geçide parodos adı verilmektedir. Seyirciler oturma mahalline bu geçitlerden alınmıştır. Korkuluk levhalarının bir kısmı seyircilerin içeri girişleri sırasında kaldırılmış olmalıdır.

Bodrum Tiyatrosu’nun sahne binası iki katlıdır. Bina uzun dikdörtgen bir yapıdır. Her iki uçta oyuncuların gireceği birer kapı bulunmaktadır. Sahne binası ile iki cavea arasındaki açık geçide parodos adı verilmektedir. Seyirciler oturma mahalline bu geçitlerden alınmıştır. Korkuluk levhalarının bir kısmı seyircilerin içeri girişleri sırasında kaldırılmış olmalıdır. Bunlardan başka binanın üç ana kapısı bulunmaktadır. Sahne binası Roma Devri’nde değişikliğe uğramış, tiyatro masklar ve bukranionlarla süslenmiştir. Bizans Çağı’nda ise sahne binası ev olarak kullanılmıştır. Sonraki yüzyıllarda erozyon sonucu tepelerden akan toprakla alt bölüm tamamen dolmuştur.

Çevre Yolu, Kıbrıs Şehitleri Caddesi, Bodrum

Telefon: +90 252 316 80 61

Mindos Kapısı

M.Ö.360’larda yapıldığı sanılan, günümüze kadar ulaşmış şehir duvarlarının en iyi korunmuş bölümüdür. Yarımadanın ucunda bulunan antik Mindos şehri (Myndos) yönünde olduğundan Mindos Kapısı olarak tanınmaktadır. Yöresel adı Diktiri’dir.

Kapıya şehrin batı çıkışında bulunan mezarlığın yanındaki Eski Kümbet yoluyla ulaşılmaktadır. Şehrin batı surları ovadan geçtiği için kulelerle güçlendirilmiştir. Kulelerin ölçüleri yaklaşık olarak 7 x 8,5 metredir. Mindos kapısının iki kulesinden biri günümüze hemen hemen orijinal yüksekliği ile ulaşmıştır.

Çevrede Helenistik ve Roma devirlerine ait tonozlu mezarlar da bulunmaktadır. Asıl mezar odaları ise tonozun altında yer almaktadır. Bu odaların neredeyse tamamı geçen yüzyıl Newton tarafından açılmıştır. İçlerinde pişmiş toprak lahitler bulunmuştur.

Büyük İskender’in Asya seferi sırasında zikredilmesi ile ünlüdür. Büyük İskender’in askerlerinin, önüne kazılan hendekler nedeniyle geçemediği kapı olarak anlatılmaktadır. Yapılan kazı çalışmalarıyla, antik yazarların söz ettiği direnişin önemli aktörü olan hendek bulunarak, bilinen ölçüleriyle ortaya çıkarılmıştır. Çok kanlı çatışmalara sahne olmuş kapı, Turkcell ve Ericsson firmalarının katkıları ile restore edilmiştir.

Mindos Kapısı günün her saati, ücret ödemeden ziyaret edilebilir.

Adres: Caferpaşa Caddesi

Yel Değirmenleri

Bodrum'un en önemli simgelerinden olan Yeldeğirmenleri 18. yüzyılın ortalarından 1970' lerin sonlarına aktif olarak kullanılmıştır.

Yel değirmenleri, çevredeki ve tepelerdeki taşlar kullanılarak rüzgâr alan tepelere inşa edilmiştir. Taşlarla silindirik yuvarlak bir kule yapılmış,  kulenin tepesine, rüzgârın yönüne göre dönebilecek konik bir çatı oturtulmuştur. Çatı ile duvar arası yağlanarak, çatının kolaylıkla dönmesine olanak sağlanmıştır. Yelken bezlerine dolan rüzgârın çevirdiği pervanenin gücü ile, değirmenin zeminine oturtulan sabit taşın üzerindeki değirmen taşının çevrilmesi mümkün olmaktadır.  Sabit taşın üzerinde dönen taş 20cm kalınlığında ve 180cm çapında bir taştır.

Rüzgârın bol olduğu günlerde yel değirmeninin saatte 20 teneke (320kg), verimli bir yel değirmeninin günde 120 teneke (2 ton) kadar buğdayı öğütürmüş. Rüzgârı iyi alan yel değirmenleri 12 ay çalışırmış. Değirmenlerde, buğdayın yanı sıra arpa, mısır yarması ve bulgur da öğütülürmüş. Yel değirmenlerinin Bodrum ekonomisinde çok önemli bir işlevi varmış. Köylüler ürettikleri buğdayı tepelerdeki yel değirmenlerinde öğüttükten sonra merkeplerle, katırlarla, develerle yalılara (kıyıya) taşırlarmış. Yalılarda bulunan taş fırınlarda bu unlarla pişirilen ekmekleri, kıyıya yanaşan, uzun süre denizde kalacakları için bolca ekmek stoku yapmak zorunda olan denizciler alırmış. Unların bir bölümü de karşı adalara ihraç edilirmiş.

Şimdilerde yalnızca Bodrum’un süsü olma görevi üstlenen yel değirmenlerinin en büyüğü denize bakan üç tanesi, 1951’de vefat etmiş Hasan Dayanıklı’ya aitmiş. Her değirmenin etrafında da arsaları varmış. Bodrumlular tahıllarını, kuzu ve keçi derisinden yapılan darçıklara koyarak eşekler ve develer üzerinde bu değirmenlere getirirlermiş. Değirmenci Hasan Dayı darçıkların üzerine eski yazı ile isim ve numara yazar, sırası gelince de değirmende öğütürmüş, el emeği ve alın teri ile. Ya rüzgâr yoksa? İşte o zaman orada yatılır, beklenirmiş rüzgâr. Bu bekleyişte sohbet koyulaşır, dolunayın denizde yakamozlar yaptığı gecelerde türküler söylenirmiş sabahlara kadar.

“Aman kuzum dermenci, yavrum canım dermenci
Bal dudaklar senin olsun, öğüt buydayı

Olmaz hanım olmaz, yelkenler rüzgâr dolmaz
Arkadaşlar kayıl olmaz, sar git buydayı

Aman kuzum dermenci, yavrum kuzum dermenci
Her yanlarım senin olsun, öğüt benim buydayı

Oldu hanım oldu, yelkenlere rüzgâr doldu
Her yanların benim olsun, senin buyday un oldu”

OSMANLI TERSANESİ

Bodrum, günümüzde ahşap yat(Gulet)  imalatı ile bir dünya markasıdır. Ama bu markanın uzun bir geçmişi vardır. Yüzyıllardan bu yana tekne imal edilmektedir Bodrum’da. Milta Marina’nın hemen yanında yer alan Osmanlı surlarının olduğu yerde bir Osmanlı tersanesi vardır. Kim bilir belki eski çağlarda da burası Halikarnassos şehrinin tersanesiydi.

Bodrum Osmanlı Tersanesi, Osmanlı Donanması’nın Ruslar tarafından 1770 yılnda Çeşme Limanı‘nda yok edilmesinin ardından duyulan ihtiyacı karşılamak için yeni gemilerin inşasını hızlandırmak amacı ile 1775 yılında Osmanlı Donanması‘na yeni gemiler sağlamak için kurulmuştur. 1784 yılında ilk gemisinin tezgâha konulduğu bilinmektedir. Korsan saldırılarına karşı gözcü olarak dikilen Osmanlı Kulesi ile birlikte 1882 yılında tersanenin surları da genişletilmiştir.

Bodrum Osmanlı Tersanesi’nin kalıntılarının bugün ancak yer üstünde görülen bölümden ibaret olduğu sanılmaktadır. Etrafının sur duvarları ile çevrili olduğu, günümüze kalan duvarlardan ve bu duvarlar üzerinde yer alan bir kapıdan anlaşılmaktadır. Kapı ve surlar üzerinde bulunan Osmanlı Kulesi tahrip olmuştur. 

Osmanlı Tersanesi’ne bir kule kapıdan içeri girilir. Bu kule kapısı günümüzde sanatsal sergiler için kullanıldığından kapısı modern mimari ile birleştirilmiştir.

Bugün eski tersanenin arkasında ise Osmanlı denizcisi Cafer Paşa‘nın türbesi ve Adsız Süvarinin mezarı bulunan Osmanlı mezarlığı yer almaktadır.

Adres:Neyzen Tevfik Cd No:5 Bodrum Merkez/Muğla

Pazartesi günleri hariç 10:00 / 17:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Tel: +90 252 3161860